Irak Müslüman Alimler Heyeti’nin konumu, tutumu, Irak Direnişinin ortaya çıkışı ve geçirdiği aşamalar, işgalin Irak’ta meydana getirdiği yıkım ve tahribat, işgalcilerin Irak’tan geri çekilmesi ve gerçek kayıpları ile sözde Uyanış (Sahve) konseyleri projesi gibi hususlarda Türkçe okuyucuların ilk defa bulacakları çok önemli bilgileri taşıyan bu makale HEYET Net tarafından sizler için çevrildi.

El Ahram Gazetesi Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) Resmi Sözcüsü Dr. Muhammed Beşşar el Faydi ile Madrid’te yaptığı röportajda Irak Direnişinin geleceği ve ABD İşgal güçlerinin kaçınılmaz olarak geri çekileceği konularını ele aldı.
IMAH: İŞGAL KARŞITI VE İŞGALCİLERİN İLK HEDEFİ

(Al Ahram) Irak Direnişinin entelektüel bir kuruluşu olarak Irak Müslüman Alimler Heyeti’nin çalışmaları nasıl başladı?
Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) işgal başladığında dini bir kurum olarak kuruldu. İlk başlarda kurumun siyasetle bir ilişkisi yoktu ve Vakıflar Bakanlığı veya Diyanet İşleri alanında ortaya çıkan boşluğu doldurmaya geldi.
Bizler aynı zamanda dini, aşiret ve sosyal şahsiyetlerle irtibatlar tesis etmek, vatandaşlık mefhumu şuurunu yükseltmek ve sivil savaş alameti olan farikaları geri püskürtmek gibi sorumluluklarımız vardı. Yaptığımız detaylı gözlemler sayesinde işgalcilerin açık bir şekilde sivil savaş kıvılcımlarını ateşlediklerini gördük. Bu gayemizi gerçekleştirmek için aramızda ve diğer mezhep gruplarıyla dini inanç grupları arasında fetvalar yayımlayarak başarı sağladık.
Üçüncü bir sorumluluğumuz ise işgale karşı halkımızın şuur ve kültürünü artırmak idi. Çünkü işgalin ilk başlarında halkımızın çoğu işgalcilerin kendilerine yardıma geldikleri veya daha iyi bir yaşam sözü verdikleri zehabına kapılmışlardı. Camilerde, Cuma namazlarında veya genel toplantılarımızda gösterdiğimiz inisiyatifler sayesinde halkımıza işgalcilerin halkımıza hizmet etmediğini, kendilerine has hedefleri olduklarını ve işgalcilerin inşa için değil yıkım için çalıştıklarını gösterdik.
Başlamak için hedeflerimiz var idi. Siyasal süreçte yer alma gibi gayemiz yoktu; çünkü bizler bizim yerimize bu rolü üstlenecek İslami ve milli mevcut siyasi oluşumlara dayanmaktaydık. Lakin 2003 Temmuz ayında yönetim konseyinin oluşturulmasının akabinde bizler şaşkınlığa uğradık. Çünkü işgalciler ya kendisiyle birlikte dışarıdan gelmiş çoğunluk veya kendisiyle içeride çalışacak azınlık olmak üzere siyasi güçlerin ekseriyetini içermekteydi. Bu münasebetle gün be gün işgale karşı çıkan muhalif sesin kaybolduğunu fark ettik; çünkü çoğunluk bir sivil idareci olan Paul Bremer tarafından tesis edilen siyasi projeye dahil olmuşlardı.
İşte tam burada Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) kendisini, işgale karşı halk arasında bilinci artırmak için muhalefet mefhumunu yeniden diriltme yönünde siyasi çalışmalar yapmaya zorlanmış buldu. İlk demecimiz yönetim konseyiyle ilgiliydi ve bu IMAH’ın sorumluluklarına yeni bir alan daha eklediğinin işaretiydi. Bu sorumluluk işgal karşı halkımızın şuurunu artırmak, siyasi ve medya muhalefeti yürütmekti. Şimdiye kadar yayımlamış olduğumuz basın açıklamalarını sayısı 580’i bulmuş olup bunların tamamı siyasi bildirilerdir.

IRAK DİRENİŞİ VE GEÇİRDİĞİ MERHALELER
(Al Ahram) Irak Direnişi Nasıl Gelişti?
Tarih okuduğumuzda direnişin üç aşamadan geçtiği görülmektedir. İlk aşama karşı koyma aşamasıdır. Bu, belki de en zor aşamadır; çünkü işgalci herhangi bir tür direnişin varlığını gizlemeye çalışmakta, bu tür bir direnişin varlığına işaret edecek medya mensuplarına sıkıntı verecek kadar bu alanı genişletmektedir. Bu aşamada bizler direnişin var olduğunu ve bunu kanıtladığımız bir şekilde direnişin ana ilancısı olduk.
Direnişin ikinci aşamasında ise başlıklar, sloganlar, öz veya diğer şekilde daha da belirginleşmeye başlayan farklı faaliyetler süreci vardır. Bu direnişin halihazırda yaşadığı süreçtir. Irak Direnişi bünyesinde çeşitli isimler var: 1920 Devrim Tugayları, el Raşidin Ordusu, Mücahitler Ordusu gibi. Elbette daha öncekine nazaran daha gelişmiş bir aşama var. Bu başlıklar ortaya çıktığında işgalciler deliye döndü; çünkü artık daha fazla medya’dan direnişi gizlemek mümkün değildi. Bu nedenle işgalciler diğer bir sığınak noktası buldular. Bu da bu grupların Irak halkı adına direnenler değil terörist olarak adlandırdıkları dışarıdan gelen gruplar olarak tanımlamada bulundu.
Bu da Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’ne bir diğer zor görev yükledi. Bu görev medya aracılığıyla tüm dünyaya işgalcilerin söylediklerinin doğru olmadığını, Irak’ta direnişin mevcut olduğunu, bunun tüm dini kitaplar ve Birleşmiş Milletler anlaşmalarınca meşru olduğunu, öte yandan bir terörün de var olduğunu duyurmaktı. Bizler sivilleri hedef alan terörü reddetmekteyiz; öte yandan bizler direnişle beraberiz ve halkımızın yaptığı terör değil direniştir.
Bizler yine bu düşünceler nedeniyle işgal güçleriyle karşı karşıya geldik. Sadece IMAH üyesi olup şehit edilen insan sayısı 200 olup 180 kişi de ya işgalciler ya da hükümete bağlı hapishanelerde tutuklu bulunmaktadır. Bunun sebebi ise direnişe destek vermemiz ve çalışmalarımızın hakikati gizleme teşebbüslerini boşa çıkarmasıydı.

Şimdi direniş bu safhada, yani ikinci safhadadır. Bizler halen bu çerçevede çalışmakta ve hedeflerini bildirmekteyiz. Arap dünyasında hatta Avrupa’da nereye gidersek gidelim üstlendiğimiz rol Irak’ta direnişin mevcut olduğunu, yüce hedeflerinin bulunduğunu, onların terörist değil, halkını özgürleştirmek istediklerini, dünyanın her yerinde takip edilen kriterlere göre bir devlet tesis etmeyi istediklerini, bu sebeple yetkililerin seçileceği bir seçim sürecinin olacağını ve bunun da bizim hakkımız olduğunu söylüyoruz.
Direniş hareketleri tarihindeki üçüncü safhaya gelince Irak Direnişinin henüz o aşamaya gelmediğini söylemek durumundayız. Kendimizi bu safhaya yükseltmek için çalışmaktayız. Ki bu safhada direnişin muhtelif oluşumlarını bir araya getirerek tek bir liderliği ortaya çıkacak bu da bazı bölgesel kontrolü sağlayacak ve düşman işgalciyi masaya oturmaya zorlayacaktır. Dürüst olmak gerekirse bu aşama ulaşılması gerçekten zor olanıdır. Normalde tarihteki direniş hareketlerinin ikinci aşamasında ne olduğuna baktığımızda onların uluslararası destek almaya başladıklarını görmekteyiz. Örneğin Vietnam direnişine veya Cezayir direnişine bakınız. Bir kere direniş hareketinin başlıkları ve isimleri bulunduğunda farklı devletler veya milletler sempati duymaya başlamaktadır. Bununla birlikte direnişin bizdeki durumu ise farklıdır. Irak Direnişi uluslararası desteğe ulaşamamıştır, hatta bölgesel destek bile sözkonusu değildir. Bunun sebebi belki de –birçoklarını şaşırtacak olan- insanlık tarihinde bir ilk olup dünyada tek bir kutuba karşı mücadele eden bir direnişin olmasıdır.
Tarih boyunca Arap dünyasında, Avrupa’da veya başka bir yerde olsun ortaya çıkan tüm direniş hareketleri birden fazla güçden fazla bu bağlamda oluşlardır. Bu nedenle bir direniş hareketi bir kutba karşı ortaya çıktığında, diğer kutuplardan destek gelmekteydi. Örneğin Vietnam direnişine bakınız. Orada Vietnam Direnişin destekleyen bir büyük güç olan Rusya vardı, Çin vardı, bağlantısız devletler ve yaklaşık 47 civarında sosyalist devlet vardı. Irak Direnişinin durumu ise ise nadir olup ilk defa tek bir kutup tarafından yönetilen bir dünyada tek bir kutpa karşı direnmektedir. İşte tek kutbun bu olması ise talihsizliktir. Bu da direnişe oldukça zarar vermiştir. Çünkü bu kutp uluslararası siyasete, uluslararası kuruluşlara ve uluslararası medyaya egemen durumda olup medyada olsun ekononik veya manevi bağlamda olsun direnişi desteklemeye çalışan herhangi bir tarafı kontrol edebilmektedir.

Abartmaksızın söylüyoruz ki işgalcilere karşı direnişi en fazla destekleyen bizdik ve bu, yaptığımız eylemlerle işgalcilerin hiddetini ensemizde hissetmekte olmamıza rağmen böyledir.
Direniş halihazırda ikinci aşamada olup bizler düşmanı anlaşmaya zorlamak, topraklarımızdan geri çekilmesini sağlamak ve ülkemizi sahiplerine geri iade etmek için direnişin bu aşamadan üçüncü aşamaya geçmesi için çalışmakta ve mücadele vermekteyiz.
(Al Ahram) Sizin de tanımladığınız gibi Irak Direnişinin benzersizliği nedeniyle bazıları direnişin hepimizin adına hatta Arap dünyasının dışındakiler için bile mücadele ettiğini hissetmekteler. Sizler de aynı görüşte misiniz?
Sizleri temin ederim ki – her zaman medyayı da temin ettiğim gibi – Irak Direnişi yalnızca bir Iraklı direniş değildir. O Arap dünyası adına, İslam dünyası adına ve insanlık adına direnmektedir. Amerika herkese zulüm getirdi. Onun menzili tüm dünyaya, kuzeye, güneye, doğuya ve batıya genişledi. Bu gerçeği herkes biliyor. Irak Direnişi herkesin hakkını savunma rolünü üstleniyor.
Bir meseleyi hatırlıyorum. Londra’da Çin’den işçileri olan ve çeviri işlerinde çalışan bir arkadaşım vardı. Bir çalışanı her sabah bana Irak topraklarında ne kadar Amerikalı öldürüldüğünü söylüyor ve ben de cevaplıyordum. Ve gördüm ki Amerikalıların sayıları arttıkça o kişi mutlu olmaktaydı. Bu nedenle kendisine Irak halkına bu sempatisinin nereden geldiğini sordum, belki de kendisi bir Müslümandı? Sorduğumda cevabı hayır oldu. O zaman kendisine neden Amerikalıların ölü sayısı arttıkça mutlu olduğunu sordum. “Çünkü Irak bir barikattır.” cevabını verdi. Eğer bu barikat Amerikalıların eliyle çökerse bunun Çin’e ulaşacağını söyledi. Bir Rusyalının da aynı şeyi söylemesi mümkündür, hatta bir Avrupalı da bunu söyleyebilir. Ki Avrupalılar Amerika’nın tüm sınırları ihlal ettiğini, tüm insanların iradeleri ve haklarını çiğnediği pekala fark edebilir.
(Al Ahram) IMAH sözde Güvenlik Anlaşmasını bir ihanet ve ABD’nin yerel işbirlikçi kuklalarıyla sonlandırmaya çalıştığı yönünde bir fetva yayımladı. Gayri meşru olmasının dışında bu anlaşmanın gerçekte herhangi bir etkisi olacak mı?
Irak haberlerini takip eden herhangi bir insanın da görebileceği gibi Irak halkı anlaşmayı reddetmektedir. Bu Irak direnişi tarafından, direnişi destekleyen kuruluşlar, siyasi güçler ve toplumun önemli kesimlerini temsil eden organizasyonlar tarafından açık bir şekilde reddedildi. Enteresan olan şu ki Amerikan siyasal oyununun içinde yer alan bazı siyasi güçler bile anlaşmayı reddettiklerini deklare ettiler. Doğal olarak bu vatansever olmayan sebepler için olabilir. Çevre ülkelerin etkisinin olduğu biliniyor, İran’a bağlı birçok güç mevcut ve İran da bu anlaşmanın yapılmasını istemiyor; çünkü uzun süreli bir Amerikan mevcudiyetini kendisi için tehlikeli olarak düşünmektedir.
Bu nedenle anlaşmanın reddedilmesinde yaklaşık bir konsensüs sağlandı. Bununla birlikte ne yazıkki anlaşma tartışılabilirliğini kaybetmiştir. Anlaşmanın yapılması için zorlama yapılmaktadır, imzalanmadığında da Irak halkı en büyük bedeli ödeyecektir. Oysa anlaşmalar karşılıklı hür iradeye ve bağımsız temellere dayalı olarak tesis edilmektedir. Bunun sonucunda şahsen ben bu anlaşmanın imzalansa bile bir anlamının olmadığına inanmaktayım. Niçin? Çünkü Amerika Irak’ta kalmayı başarsa bile o bir anlaşma olmaksızın anlaşmanın içeriğini uygulayabilecektir; zira gücü o elinde tutmaktadır. Eğer Amerika ayrılırsa, o zaman ilk adım gelen vatansever gücün bu anlaşmayı çöp tenekesine atması olacaktır. Hatta ben dünyanın hiçbir değer taşımayan bu zoraki anlaşmayı bildiğini ve takip ettiğini düşünmekteyim.

AMERİKA KENDİ KENDİNİ YEMEYE BAŞLAMIŞTIR
(Al Ahram) Irak’ta ABD işgali yenilgiye uğradı ve hedeflerini başaramadı. Özellikle kukla Maliki rejimi olmak üzere yerel işgal güçleri bir değer taşımıyor. Terörden ve şiddetten başka nasıl tutunmaktadırlar?
Sizleri temin ederim ki ABD işgali burada duramayacaktır. Sık sık medyaya işgalin yakın zamanda devrilecektir. Bazı gazeteciler şaşırıyor ve şu soruyla cevap veriyorlar: “Son derece kendinizden emin bir şekilde konuşuyorsunuz, bunu nasıl biliyorsunuz? Bizler de kendilerine Amerikalıların karşılaşmış olduğu gerçekler hakkında detaylı bilgilere sahip olduğumuzu söylüyoruz.
El Cezire’de alimlerden biriyle yapılan röportajdan bazı şeyleri hatırlatıyorum. Röportajında o Amerika’nın bugün vefatından sonra bile ayakta kalan Hz. Süleyman Peygambere (as) benzediğini söylemişti. Zira Kur’an-ı Kerim bir böceğin gelerek Hz. Süleymanın (as) dayandığı asayı kemirdiğini ve kendisinin müteveffa olarak düştüğünü bildirmektedir. Eğer o Peygamberin (as) emri altında çalışanlar onun uzun süredir ölü olduğunu bilselerdi çalışmaya devam etmeyeceklerdi. İşte el Cezire’deki görüşmesinde alim Amerika’nın ölmeye başladığını ifade etmişti. Arapların ve diğerlerinin önünde güçlü bir kuvvet gibi görünmeye devam etmesine rağmen gerçekte öyle değildir. Amerika kendi kendini yemeye başlamıştır.
Bu son derece güzel ve beliğ mecaz kanaatimce Irak’taki durumu temsil etmektedir. Amerika yenilmiştir. Amerika’nın güveni yoktur. Bu mesele uzun bir binadan sarkan bir adamla karşılaştırılabilir. Eğer o kişi kendisini hayatta tutan tek şeyin ince bir ip olmasına izin verirse ona ne olacağını kim bilebilir. O şahıs ona tutunmaya mecburdur. Amerika eğer hakikat ortaya çıkması durumunda bilmektedir ki dünyanın gözleri önünde bir süper güç olması sona erecektir.
Bu nedenle Amerika yenildiğini kabul etmemek için günlük katliamlar işlemektedir. Amerika Vietnam tecrübesini tekrarlamak istememektedir. Ancak emin olunuz ki vakit yaklaşmaktadır. Bu nedenle de Cumhuriyetçi veya Demokrat gelecek olan başkanın geri çekilmekten başka seçeneği olmadığına inanmaktayım. Çünkü Başkan Bush’tan devraldığı felaketin boyutlarıyla ve onun sakladığı hakikatle karşılaştığında şaşıracaktır.

İŞGALCİLER: YIKIM, YIKIM VE DAHA FAZLA YIKIM
(Al Ahram) ABD işgali Irak’ın gelişmiş sağlık sistemini mahvetti. Şimdi salgın düzeyde kolera var. Irak’ın ileri düzey eğitim sistemi de mahvedildi, gelecek nesillerin istidatlarına saldırarak Irak’ın geleceği tehdit ediliyor? Tüm bunların kasıtlı olduğu düşünüyor musunuz?
Evet. 2003 Eylül ayında el Arabiye televizyon kanalına bir demeç verdim. Orada şunu söyledim: Amerika’nın kalmak için geldiğini söylemekteydik. Şimdi ise Amerika’nın her şeyi mahvettikten sonra gitmek için geldiğini söylüyoruz. Yıkım için programlı bir politikanın bulunması karşısında şaşkınlığa uğradık. Bu ne öyle rast gele yapılmaktaydı ne de direnişin yaptıkları karşısında verilen bir cevaptı. Hayır. Onlar hastaneleri yıkmak için bir bahane istemektedirler, onlar klinikleri yakmak için bahane aramaktadırlar, onlar tarlaları yakmak için gerekçe istemektedirler. Emin olunuz Amerikalılar Irak’a yıkım, yıkım ve daha fazla yıkım taşıyan bir zihniyetle geldiler.
(Al Ahram) Mevcut ABD Yönetimi ve Cumhuriyetçiler genellikle Irak’ta başarının hazır olduğunu tartışmaktalar. 2003’ten bu yana bir milyondan fazla Iraklı öldürülmüşken neredeyse üçte birlik bir nüfus ülke içinde ve dışında yerinden edilmişken ABD’nin Irak projesi nasıl bir başarılı addedilebilir?
Bu savaşın göze çarpan yönü daha başladığından sonuna kadar yalanlar üzerine kurulu olmasıdır. Bu yalanlara başlayacak olursak ilk başta Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu ve Saddam Hüseyin’in el Kaide ile irtibatlı olduğu söylendi. Ancak bu yalanlar açığa çıkınca bu sefer diğer yalanlar devam etti. Binlerce insanın ölümüne ve hastanelerin yıkılmasına şahitlik ettiğimiz zaman bu sefer onlar özgürlük getirdiklerini söylediler. Biz Iraklılar tüm bu cinnet durumu karşısında gülelim mi ağlayalım mı bilmiyoruz.

Onlar her zaman muzaffer olduklarını söylüyorlar. Hatırlayınız iki veya üç yıl önce Bush zaferin yakın olduğunu ilan etmişti. Yani onun nasıl böyle düşündüğünü ben bilemiyorum! Onlar başarılı olduklarını düşünüyorlar veya bu onların uydurdukları bir yalan. Onların zafer ile kast ettiklerinin Irak’ta yıkım ve cinayetlerin artması anlamına geldiğini düşünmekteyim. ABD zaferi lügatı Irak’ın yıkımı ve varlığının yok edilmesi lügatıdır.
Savaş emektarı bir Amerikalı sitenin yayımlanan Pentagon istatistiklerine göre 1991 yılından 2007 yılına kadar yaklaşık olarak Irak’ta öldürülen Amerikan işgalci sayısı neredeyse 37.000. öte yandan bizler Kuveyt Savaşında çok az sayıda Amerikalının öldüğünü biliyoruz. Amerikan halkı üzerindeki şok etkisini hafifletmek için raporlar çok uzun tutuldu. Amerikalı yaralı askerlerin yayımlanan sayısı 600.000’den daha fazladır. Sizleri gerçekte bu rakamın çok daha fazla olduğuna temin ederim. Bunlar Amerikalıların verdikleri rakamlar. Bu raporun sitede yayımlanmasından bir hafta sonra Başkan Bush kendisi için skandal olması hasebiyle bu bilgilerin sildirilmesi emrini verdi. Böylece o Amerikan kayıplarının ve gerçek boyutunun üzerini örttü.
(Al Ahram) Barack Obama’nın 16 ay’da Amerikan güçlerini geri çekmesi yönündeki konuşmasına inanıyor musunuz?
Obama’nın geri çekilme kararıyla ilgili konuşmasının bir seçim kartı olduğunu düşünmekteyim. İkinci olarak gerçeği söylesin veya söylemesin göreve geldiğinde geri çekilmeye zorlanacaktır. Çünkü o başkalarının bıraktığı hataların kendisine kalmasına ve özellikle bir demokrat olan kendisine onlar için bir bedel ödenmesine müsaade etmeyecektir. Kendisinin Irak’ta kalacağına dair kesinlikle herhangi bir düşüncesi olduğunu zannetmiyorum.

İŞGALCİLERİN GERÇEK KAYIPLARI
(Al Ahram) Medyada, hatta bağımsız kaynaklarda Amerikan güçlerine saldırı rakamları ve ABD kayıpları hakkında geçen yıllara göre ciddi şekilde düşüş olduğu görülüyor. Bu acaba doğru mu, eğer doğruysa neden?
Evet bu doğru. Direnişin yürüttüğü operasyonların sayısı % 50 oranında düştü. Bunun ana sebebi Sahva (Uyanış) konseyleri / meclisleri projesidir. Amerikalılar Petraeus’un yönettiği bir oyun oynadılar ve başardılar. El Anbar gibi çok sıcak bölgelerimiz vardı. İşgalcilere karşı yaşanan direniş operasyonlarının yaklaşık % 50’si bu bölgede meydana gelmekteydi. İşte Anbar’da Sahva projeleri oluşturuldu. Bu nedenle de % 50 oranı kayboldu. Kısaca açıklayacağım gibi Sahve (Uyanış) şimdi bitmiş olmasına rağmen bir müddet başarılı oldu.
Onlar arızi olarak başarılı oldular, çünkü Amerika birbuçuk yıl kadar Anbar’a baskı uyguladı. Anbar’da insanlar için marketler, hastaneler yoktu, sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu. Öyleki insanlar açlıktan yavaş yavaş ölür hale gelmişlerdi. Birden Amerika o şehirdeki insanlardan yeni liderler oluşturdu ve bunların şehri kurtaracaklarını söyledi. Akabinde de şehir üzerinde uyguladıkları baskıyı kaldırdılar. Böylece baskının bu şahıslar eliyle kaldırıldığı imajını uyandırdılar. O şahıslara kendileriyle başlanacak kişiler olarak güvendiler. Bu da projenin başarılı olmasının sebebidir.
Başarılı olmasının ikinci sebebi ise Anbar bölgesinde insanları öldürmek de dahil aşırı grupların yaptıkları hatalardır. Onlar bir insanı sırf bir Amerikan askeri kampına girdi diye öldürüyorlardı. Veya bir insan polisle çalışmamış olmasına rağmen bir polise destek gösterdi diye öldürülüyordu. Veyahut polis için çalışan, ancak sonra istifa edip özür dileyen bir şahsı da öldürebiliyorlardı. Bu hatalara ek olarak elimizdeki kesin bilgilere göre Amerikalılar özel, gizli ölüm tugayları eliyle bombalı saldırılar düzenlemekte, suçu bu gruplara atmakta, çocukları katletmekte, suları zehirlemekte ve benzeri işler yaparak suçları bu gruplara yıkmaktaydı.
Böylece ortam insanların artık gına geldiği bir hale getirilmişti. Bu sözde Sahve şeyhleri ortaya çıktığında ABD Anbar bölgesindeki baskıyı kaldırdı ve gizli gruplarına bombaları yerleştirmeye son verme emri verdi. Elimizde Amerikan işgal askerlerinin bombaları bizzat yerleştirdiklerine sonra aynı yoldan dönerken kendi elleriyle yerleştirdikleri bombaların infilak etmesi sonucu yaralandıklarına dair belgelenmiş dökümanlar var. Bu esnada halk Sahve gruplarına sempati duymaya başladı ve direniş de kapsadığı ortamda kayboldu. Bildiğiniz üzere bir direniş hareketinin başarısındaki en önemli faktörler var olduğu bir ortamdır. Bu münasebetle direnişin var olduğu ortam kaybolunca da direniş operasyonları gitgide çöktü.
Bununla birlikte şimdi Sahve projeleri sona erdi. Amerikalıların kendisi bu projeyi bıraktı. Dahası Sahve (Uyanış) konseyi mensupları ciddi hatalar işlediler, öyleki insanların güvenlerini kaybettiler. Şimdi direniş güveni yeniden tesis etmeye başladı. Sizleri temin ederim ki tecrübelerimize dayanarak gelecek altı ay içinde direnişin Sahve projelerinden önceki seviyesine geleceğini söylemekteyiz.
(Al Ahram) Irak’ta barış nasıl başarılacak?
İşgal olduğu müddetçe barış olmayacaktır. İşgalciler anlayış veya anlaşma ile çalışmazlar. Bir işgalci dostlukla girmez, ancak kurşun ve bombayla girer ki bu da evrensel bir hakikattir. Her zaman işgal nedeniyle Irak’ta yaşanan bir problemi çözmeye çalıştık ve başarılı da olduk. Bununla birlikte işgalciler diğer bir problem meydana getirdiler. Bizler bu kısır döngüden kurtulamayacağız; çünkü bunun sona ermesi işgalcilerin işine gelmez. Örneğin bir sivil savaşı tetiklemek için teşebbüsler oldu. Ve bizler Allah’ın izniyle bunu çözdük, ardından bu sefer işgalciler Sahve (Uyanış) projeleri diye bir şey getirdiler vesair…
Bu sebeple barışa giden ilk adım işgalcilerin ülkeyi terk etmesidir.
Eğer işgalciler giderse abartmıyorum gün be gün barış olacaktır. Elbette orada bazı problemler olacaktır. Ancak bizler kendi problemlerimizi halledebiliriz. Biz Iraklılar kendimiz için bir diğer mesele çıkarmaksızın birlikte tek tek meselelerin çözümü için çalışabiliriz.
Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) olarak daha işin başında bir program önerdik: İşgalcilerin uluslararası garantilerle Irak’tan çıkmasına ihtiyaç vardır, siyasi sürece odaklanılmalı, anayasa iptal edilmeli, gerçek bir Irak Ordusu ihya edilmelidir. Bu barışa doğru giden yoldur. İlk adım işgalcilerin çıkmasıdır.
Röportaj Al Ahram Gazetesi adına Serene Asir tarafından 31 Ekim 2008 tarihinde Madrid şehrinde gerçekleştirilmiş olup HEYET Net Türkçe Birimi tarafından için özel çevrilmiştir.
İngilizcesi için lütfen tıklayın: The occupation cannot stay
![]()