Zaman, mekân ve makam açısından sözün değerini takdir eden akil adam ve bilgelere ilham veren ahlak yoksunluğu ve söylenmeyenler belki bilgelik olmayabilir. Fakat teşvik ve insanı suskunluğa iten gözdağı yöntemleri, korkarak ve ya kişisel çıkarları korumak adına da olabilir.
İki çeşit suskunluk vardır; övgüye layık olanı ve çirkin olanı. Bir söz bazı durumlarda toplumsal, siyasi, dini ya da mezhepsel fitneye sebep olabilir. Bu durumda susmak övgüye layık bir suskunluktur. Çirkin olan suskunluk ise müphem fikirlerin olduğu, siyasi, iktisadi, toplumsal ve ahlaki fesadın yayıldığı bir dönemde doğruyu söylemekten sakınmaktır.
2003 yılından sonra Irak'ta anlatılmayan şeyler korku veya açgözlülükten başka bir şey değil. Bu da mali, idari, siyasi, fikri vb bozulmaya karşı insanları sessiz kalmaya itiyor. Bizi burada ilgilendiren durum, her gün resmi ve gayri-resmi gruplarca yapılan katliamlar karşısında sessiz kalmak.
Bomba yüklü araçlar olgusu, ülkede özellikle de başkent Bağdat'ta alışılagelmiş bir görüntü halini almış durumda. Bazen patlama sayısı günlük 10'u aşıyor. Tahmini oran olarak: sene boyunca her gün bir bomba yüklü araç patlıyor. Neticede, onlarca kişinin yaralanması ve şehit olması ile sonuçlanıyor. Emniyet güçleri ise buna karşılık yalnızca zorunlu sokağa çıkma yasağı uyguluyor. Olayların akıbetini merak edenler ise emniyet güçlerinin suçlulara ait delilleri topladığından şüpheli. Kaldı ki polis, olay yerinde toplanan ve genellikle ilk patlamanın ardından öngörülen ikinci saldırıya maruz kalan kalabalığı korumakta/saldırıyı önlemekte dahi aciz kalıyor.
Geçen 10 senenin acı tecrübesinde öğrendik ki bu patlamalar "tesadüf" değil. Çünkü genellikle Irak ve özellikle de Bağdat bazen nisbi güvenlik ortamına sahne oluyor. Siyasi anlaşmazlıklar ve seçimler gibi diğer önemli konuların hemen akabinde, başkent Bağdat ve diğer şehirler bomba yüklü araçlar, patlayıcılar ve organize suikast saldırılarıyla yakılıp yıkılıyor.
Irakta akan kanı görmezden gelmek, gerek ceza hukuku ve ahlak ilminde gerek diğer bilimsel alanlarda işlenen bu suçlara hükümetin zımni muvafakat vermesi şekinde bilinir. Çünkü bir ülkede güvenliği sağlam zemin üzerine kuramayan hükümetin 3 seçenek dışında başka seçeneği yoktur. Ya görevini yerine getirip toplumda güvenliği sağlayacak, ya yerini diğerlerine bırakacak veyahut görevini yerine getirmede işlediği kusurlardan dolayı halktan özür dileyecek. Oyas bunların hiçbirisi mevcut hükümetin yapmadığı şeyler.
Irak'ta olanlar ilmi ve medeniyet açısından güçlü özellikleriyle öne çıkan halka karşı yürütülen bir soykırım savaşı. Sanki bu, zulüm ve yolsuzluğu reddeden bu halka karşı ortak bir cezalandırma süreci.
Irak'ta yaşanan gerçek bir trajedi. Irak'tan istenen şey, önce ülkeyi iç savaşa iten Amerika- Siyonist-İran düzenine karşı Iraklılara boyun eğdirmek, daha sonra da lanet bölünme sürecini gerçekleştirmek.
Yaşadığımız yakın tecrübeler, iç savaş projesinin Iraklılara zulme, sıkıntılara, ölümlere, yıkımlara karşı sabırlı olmayı öğretti. Sosyal uyum düşmanları dehşete düşürdü. Bu, bizi bölünme projesinde geri dönüşü olmayacak şekilde kararlı kılıyor. Dünya, yakın zamanda bundan emin olacak.
Yerel ve yabancı medyanın çoğu, Irak'ta yaşanan trajediye sessiz kalmak ya da görmezden gelmekle sorunun çözülmesine katkı sağlayamaz. Sorunun temel çözümü onunla yüzleşerek, iktidardaki yaygın yolsuzluğu ortaya çıkartarak olur. Güvenlik ve yargı hizmetlerinin yaygınlaşması, mevcut yönetim başkanı diktatör "demokratik yönetici" ile yolsuzluğa karşı sessiz kalmakla olmaz. Bütün bu sessizlik, sorunu çözümsüz kılacak. Acı veren bu gerçeklerle yüzleşmek, şu an Irak'ı içinde bulunduğu bu sıkıntılı durumdan çıkaracak bir yol haritasını çizmeye katkı sağlayacak. Aksi halde sessizliğin devam etmesi, ülkenin bütün siyasi, fikri, idari, ekonomik ve toplumsal düzeyde içinde bulunduğu yıkım halinin devam etmesine sebep olacak. Kıvılcımlar Irak sınırında durmayacak. Üstelik çevre ülkelere sıçrayacak. Özellikle de Araplara…
Bu makale HEYET Net Türkçe sitesi için özel tercüme edilmiştir. ©2013
![]()