Mustafa Özcan
Arap dünyası lakap kullanmayı pek seviyor. Bu nedenle de Arap liderleri isimlerinin yanında genellikle lakap da kullanıyorlar. Arafat’ın kendisi için ‘Ebu Ammar‘ lakabını yeğlemesi gibi. Geçmişte de böyle idi. Ebu Cendel, Ebu Hureyre gibi. Bazen de liderlere kendi ihtiyarlarının dışında yakıştırma lakaplar veriliyor. Sözgelimi Ebu Rigal lakabı Ebrehe ordusuna kılavuzluk eden yerel bir rehber için kullanılmıştır. Bilahare düşmana rehberlik eden herkese bu lakap izafe edilmiştir. En son devrim saflarına sızarak (mündes) Ekim-Teşrin Devrimini içerden çökertmek isteyen Mukteda Sadr için de Ebu Rigal lakabı kullanılmıştır. . Ebu Lü’lü de Hazreti Ömer’in katilinin lakabı olarak ünlenmiştir.
Son günlerde öne çıkan popüler lakaplardan birisi de Ebu Mehdi el Mühendis’in yerine getirilen Abdulaziz Muhammedavi’yi ifade eden ‘Ebu Fedek’ lakabıdır. Fedek’in babası anlamındadır. Manidar bir lakaptır. Selefi Ebu Mehdi’nin birçok hatta sayısız lakabı olduğu gibi yerine getirilen Muhammedavi’nin de birden fazla lakabı veya künyesi olduğu izahtan varestedir. Bunlardan birisi de ‘hal/dayı’ lakabıdır. Yeşil Bölgede Amerikan Elçiliği duvarlarına ‘buradan Dayı geçti’ ibareleri yazılmaktadır. İranlılar doğrudan intikam alamasalar veya hedeflerine erişemeseler bile dolaylı olarak sloganlar üzerinden intikam almak isterler. İçlerinde kalan duyguyu böyle dışa yansıtırlar. Merg ber Amerika/Kahrolsun Amerika bu sloganlardan birisi olmuştur. İntikam dürtüleri yarım kalmış, intikam dürtülerini tatmin edememiş kimselere Araplar ‘mevtur’ derler. Mevtur kalan, yani intikam duygularını tatmin edemeyen İran yanlısı Şiiler bu tatmin hislerini sloganlarla doyurmaya çalışırlar. Kasım Süleymani darbesi İranlılara çok acı geldi. Bu nedenle de intikamlarını Amerikan Elçiliğinin duvarlarından almaya yelteniyorlar. Mecnun Leyla’ya olan ve yarım kalan aşkından dolayı duvarları öptüğü gibi İranlılar ve yandaşları da intikam naralarıyla, Amerikan elçiliğinin duvarlarından intikam aldıklarını düşünüyorlar! Kısaca kendi kendilerine dövünüyorlar. Lübnan’da Hizbullah ise Kasım Süleymani’nin intikamını kendince Lübnan-İsrail sınırına Süleymani heykeli dikerek aldığını düşünüyor. İsrail’in bundan gocunduğunu sanmıyoruz sadece Lübnan halkını bu suretle daha da baskılamak ve gıcık etmek istedikleri söylenebilir. Hatırlatma adı altında manevi işkence.
İran yanlısı unsurların kullandıkları lakaplar da onların derin psikolojik marazlarını ele vermektedir. Sözgelimi Ebu Mehdi el Mühendis lakabındaki ‘mühendis’ lakabı ne anlama gelmektedir? Aşağılık psikolojisinin bir dışa yansıması, vurumu olarak görülüyor. Bu hastalıklı, takıntılı bir lakaptır. Mühendis üçüncü dünyalılığı simgeler. Aşağılık kompleksinin dışa aksetmesidir. Bir zamanlar Nilüfer Göle Türkiye’de ‘Mühendisler ve İdeoloji’ kitabında gelişememişlik ideolojisi olarak mühendisler iktidarına temas etmiştir. Geri kalmış ülkelerde ‘mühendis’ lakap olmuştur. Bazen ön takı haline gelmiştir. Ebu Mehdi el Mühendis lakabında olduğu gibi. Sözgelimi Afganistan ve Hindistan gibi ülkelerde insanlar mühendis lakabıyla anılmıştır. İsimlerinin başlarına ‘engineer’ sıfatı eklenmiştir. Engineer Gülbeddin Hikmetyar ve benzerlerinde olduğu gibi. Bu kompleksli bir eğilimdir. Amerikalılar tarafından katledilen Ebu Mehdi el Mühendis neden kendisine ‘mühendis’ lakabı atfetmiştir.? Veya bilinç altında neyin mühendisi olma dürtüsü yatmaktadır. Belli ki milis güçlerinden veya Haşd-i Şabi’nin başlarından biri idi. Bu itibarla buradaki mühendislik siyasi mühendislikten ziyade milis mühendisliğini akla getirir. Buna cinayet mühendisliği de denebilir.
Onun yerine Beyrut-Tahran -Bağdat üçgeninde uzlaşma ile tayin edilen Abdulaziz Muhammedavi neden tercihli olarak Ebu Fedek lakabını aldı? İhtimalleri düşürerek (sebr ve taksim metoduyla) şu kanaate, sonuca ulaşabiliriz ya da bunun tek bir izahı olabilir: Sünnilerden intikam almak! Şiilerin intikam dürtüleri bize dini bir kan davasını hatırlatmaktadır. Halbuki Kur’an bizlere ‘ la teziru vaziretün vizre uhra’ demektedir. Hiçbir suçlu başka bir suçlunun suçunu yüklenmez. Yani suçun şahsiliği esastır. Topluluklar suçlu olmadığı gibi dini olarak da bir kan davası da yoktur. Halbuki Şiiler de Kur’an buyruğuna aykırı olarak ‘ric’at kavram vardır. Onların algısına göre Ehl-i Beyt’e düşmanlık besleyenler, edenler (nasibiler) ilgili ilgisiz kıyamet kopmadan diriltilecekler ve cezalarını ahiretten önce dünyada çekeceklerdir. Son sıralarda Suriye’de Şebbiha çeteleri Maaretü’n Numan veya kuzey bölgesinde ele geçirdikleri yerlerde mezarları kazarak kafataslarını çıkarmışlar ve zafer sarhoşluğuyla bunlardan intikam almaya çalışmışlardır. Sanki bu bölgede ric’at hadisesi yaşanmış ve bu suretle Sünnilerin ölülerinden intikam alınmıştır! Maalesef Hristiyanlar ‘Tanrı’nın katilleri’ teziyle Yahudilerden intikam aldıkları veya almaya yeltendikleri gibi Yahudiler de Filistinlilerden Şiiler de Sünnilerden aynı dürtülerle intikam almanın yollarını arıyorlar. Şii kitlelerin iki türlü taşkınlık hali vardır. Birincisi, Hazreti Hüseyin’i anma günlerinde zincirlerle dövünme (Tatbir) suretiyle yaptıkları Mazoşist eylemlerle kendisini ortaya koyar. İkincisi de sadizm suretiyle gelişir ve Sünnilerden intikam alma havasına bürünür. Bugün Suriye ile Irak’ta yaşandığı gibi.
Neden Ebu Fedek lakabı? Bunun bir iki sebebi olabilir. Bilindiği gibi On İki İmam Şiileri sahabelerin Beni Saide Kuruluğunda veya avlusunda Hazreti Ali’nin hilafet hakkını gasp ettiklerini ve onu dışladıklarını tasavvur ederler. İlaveten Hazreti Fatıma’nın mirası olan ve babasından kalan Fedek arazisinin Hazreti Ebubekir (R.Anhu) tarafından müsadere edildiğini ve haksız ve adaletten uzak bir biçimde beytü’l mala devredildiğini ileri sürerler. İşte ‘ Ebu Fedek’ lakabı bunu temsil etmektedir. Hilafetin şura ile değil miras yoluyla intikal ettiğini düşündükleri gibi keza Fedek arazisinin de Hazreti Fatıma’ya miras yoluyla intikal ettiğini düşünüyorlar. Halbuki, zekat alamayan ehli beyt mensuplarının ihtiyaçları beytü’l mal veya devlet hazinesi tarafından karşılanması tekeffül edilmiştir. Hazreti Ebubekir (R. Anhu) ‘peygamberler miras bırakmaz onların geride bıraktıkları sadakadır’ mealindeki hadis ile amel ederek Fedek arazisini hazineye devretmiştir. Peygamberimiz ilaveten bu mealde şunları söylemiştir: Allah ehli beytimi ahiret için seçmiştir. Dünya için seçmemiştir. Benden sonra meşakkat çekecekler sürgün ve dışlanmaya maruz kalacaklardır. Burada iki mesele vardır. Bunlardan birisi ehli beytin dünya değil ahiret odaklı oldukları gerçeğidir. İkincisi de dünyada sıkıntı çekecekleridir. Burada ehli beyt’in sıkıntısı ile Şiilerin isyanlarını birbirinden ayırmak gerekir. Elbette Ehli Beyti sıkıntıya sokanlar sorumludurlar ve ahirette hesabını vereceklerdir. Dünyada bunun fikri muhakemesi yapılabilir lakin adalet terazisinde geçmiş nesillerle ardılları arasında münasebet kurarak hesaplaşma icra etmek söz konusu olamaz. Kur’an ve İslam adaletine sığmaz. Kin ve intikam amaçlı çıkışlar masumları cezalandırma olur ki Suriye ve Irak’ta buna tanık olmaktayız. Bunun kabileler arasındaki kan davasından farkı yoktur ve Bu itibarla Ehli Beyte yapılan zulüm ile Suriye ve Irak halkına yapılan zulüm aynı karakterdedir. Dolayısıyla tarih aynasında Hazreti Hüseyin’i Irak’a çağırarak yüzüstü bırakanlarla bugün Suriye ve Iraklıları katledenler aynı cenahı temsil etmektedir. Kendi sorumsuzluklarını sorgulayacakları yerde ‘nasibiler’ diye masumları katletmektedirler. Hem de çoluk çocuk diye ayırmadan.
Hepsi birbirinin gölgesine ateş ediyor !
Muhammedavi’nin ya da Ebu Fedek’in Ebu Mehdi el Mühendis’e halef olarak seçilmesi sancılı bir süreci izlemiştir. Zira Haşd-i Şabi’yi oluşturan bileşenler ve bunlar arasındaki rekabet havası, halefin seçilmesini sancılı kılmıştır. Falih Feyyaz vekaleten veya asaleten Haşd-i Şabi liderliğini yürütmek istemiştir. Bedir Tugaylarının eski komutanı Hadi el Amiri de Haşd-i Şabi’nin başına geçmek istemişse de diğer grupların onayını alamamıştır. Mukteda Sadr, Hadi el Amiri’nin bu makama getirilmesi halinde Haşd-ı Şabi’nin postlarının yarısını kendi hareketine tahsis edilmesini talep etmiştir. Mühendis’in boşluğunu Mukteda Sadr da doldurmak istemiştir. İran ise Mukteda Sadr’ın istikrarsız bir kişilik olduğunu ve çabuk kılık ve tavır değiştirdiğini göz önüne alarak bu teklife sıcak bakmamıştır. Sünnilere karşı müttefik olsalar da kendi aralarında birbirlerinin gölgesine ateş etmektedirler. Önce Ebu Ali Basri’nin bu makama tayin edildiği ilan edilmişse de son anda denildiği gibi işe ‘Rufailer’ karışmıştır.
Bir kez daha sormak gerekirse; Neden Ebu Hamid lakabıyla da anılan Ebu Fedek bu posta getirildi? Teşrin Devrimini ve devrimcilerini bastırma konusunda gösterdiği yararlılıktan ötürü bu makama getirildiği sanılıyor. Basının önüne fazla çıkmayı sevmeyen ketum kişiliğiyle biliniyor. Ketaibu Hizbullah liderlerinden birisi idi.
HEYET Net’e Özel Makale.
Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi Bağlamaz.
![]()