2003 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin öncülüğünde Irak’ın işgal edilmesinin ardından geçen 17 sene boyunca Irak’ın durumunu araştıran kimse, hükümetin bakanlıklarında, dairelerinde ve kurumlarında yaygınlaşan mali ve idari yolsuzluk, mazlum halkın mallarının çalınması ve servetinin yağmalanması neticesinde ülkedeki ekonominin nasıl yerle yeksan olduğunu, fakirlik ve işsizlik oranlarının ne derece yükseldiğini açık bir şekilde görür.
Planlama Bakanlığı tarafından yayınlanan yeni istatistikler her beş Iraklıdan birinin fakirlik sınırı altında yaşadığını, fakirliğin en yüksek hissedildiği yerin Müsenna muhafazası olduğunu vurgulamaktadır. Şöyle ki %52’ye ulaşmıştır. Fakirlik oranlarının en az olduğu muhafaza ise %17 oranla Enbar muhafazasıdır. Bakanlık tarafından yayınlanan bu istatistikler Irak toplumu tarafından inkarla karşılaştı. Irak toplumu fakirlik oranlarının korkunç seviyelere ulaştığını, hükümetin verdiği gerçekçi olmayan bu sayılarla kıyas bile edilmeyeceğini vurgulamaktadır. Bunun delili ise ekonominin her geçen gün daha fazla kötüleşmesi ve maişet durumudur.
Haber ajansları Zi Kar muhafazası sakinlerinden Av. Büşra Et-Tai’nin şu sözlerini aktarmaktadır: “Zi Kar muhafazasının %44’ü aşırı yoksul durumdadır. Özellikle tarım arazilerinin kürüme işlemine tabi tutulmasından ve işsizliğin yayılmasından sonra bazı öğrenciler, az olmasına hatta olmamasına rağmen iş aramak için eğitimlerini bırakmak zorunda kaldı.
Et-Tai sözlerini şöyle sürdürdü: “Irak, şayet doğal kaynaklarından faydalanıldığı ve ekonomisi güzel bir şekilde kullanıldığı zaman vatandaşının müreffeh bir yaşam sürmesi gereken en zengin ülkelerden biri olarak kabul edilmektedir. Ancak ne var ki işgal hükümetleri, hizmet ve yatırım projelerini hayata geçirmemekte, halkın yaşam seviyesini iyileştirmek ve fakirliği sonlandırmak için faydalanılan ekonomik esaslara karşı kayıtsız kalmaktadır.
Diğer yandan Diyala muhafazası meclis üyesi Gayda Kembiş şu açıklamalarda bulunmaktadır: “Planlama Bakanlığı tarafından Diyala muhafazasındaki fakirlik oranları hakkında yayınlanan istatistikleri gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü muhafazasının vakası, fakirlik oranlarının bakanlığın istatistiklerinin çok üstünde olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle fakirlik oranlarının %50’nin üstüne çıkan geri alınan mıntıkalarda.”
Ekonomi Uzmanı Adil Ferhan El-Lami, Irak’ta fakirlik probleminin artmasının altında servetlerin kötü bir şekilde dağıtılması, fakirlik sınırı altında yaşayan ailelere desteğin az olması gibi sebeplerin yattığını vurguladı. Bu durum ise sosyal adaletin olmadığını göstermektedir. İşgal hükümetleri yolsuzluk, kötü idare, mezhep sistemi esasları üzerine makamların dağıtılması ekseninde bu servetlerin dağıtılmasına katkı sağlamıştır. Bu durum karşısında Irak, üreten bir ülkeden tüketen bir ülkeye dönüşmüştür. Aynı zamanda yerli üretimi desteklemede, ülkenin ekonomisini, kurumlarını, altyapının imar edilmesini kalkındırmak için milli projeler yapmada petrol aidatlarından faydalanılmamaktadır.
Sivil aktivistler ve gözlemciler, Planlama Bakanlığının itimat ettiği açıklamaların sahte olup gerçeği yansıtmadığını, yoksulluk oranlarını belirlemede mantıklı olmayan kural ve ölçülere odaklandığını vurgulamaktadır. Dayanıklı, evladiyelik bir mala sahip olan herkesi fakirlik sınırının üstünde yaşayan bir vatandaş olarak kabul etmiş ve sosyal güvence maaşını kesmiştir. Bu durum, kişinin aylık sabit geliri ölçüsüne dayanan uluslararası ölçülere aykırıdır. Irak’ta fakirlik oranlarının azaldığı noktasındaki Planlama Bakanlığının iddiaları garip karşılanırken işsizlik oranlarının açık bir şekilde arttığına dikkat çekiliyor. Özel sektör ise hükümetin hatalı politikaları sonucunda daha önce benzeri görülmemiş bir kesat yaşamaktadır.
Hükümette yolsuzluğun artması fakirliğin ve işsizliğin artmasına doğrudan katkı sağlamıştır. Sızdırılan resmi veriler son 17 yıl içerisinde 450 milyar dolardan daha fazlasının buharlaştığına işaret ediyor.
Meclisteki Finans Komitesi 2003-2013 yılları arasında Irak’ın sahte projeler nedeniyle 250 milyar dolar zarar ettiğini itiraf etmektedir. Komite Üyesi Cemal Koçer şunları vurgulamaktadır: “Bakanlıklar, siyasi partilerin ve kitlelerin ganimetine, otorite sandalyesi için yarışan aktif kişilerin kazanımlarına dönüştü. Denetleyici makamlar, siyasi baskılar ve ortak çıkarlar neticesinde tek bir hükümet yetkilisini bile yargıya sunmada başarısız oldular.”
Diğer yandan Parlamento Üyesi Hüseyin Arap Irak’taki sahte projelerin gerçek sayısının 6 binin üstünde olduğunu vurguladı. Bazılarının hiçbir şekilde varlığı olmadığına dikkat çekti. Bunun altında yolsuzluk ve bu projelerden sorumlu makamların verdiği rüşvetin yaygınlaşması, Irak’ın kısıtlamalar ve yatırımı çekecek çevrenin oluşturulmaması karşısında sağlam yatırımcı şirketlerine ihtiyaç duyması gibi sebepler yattığını ifade etti.
Yolsuzluk probleminin yayılması, şahsi çıkarlarına ve amaçlarına hizmet olacak şekilde siyasete katılan partiler tarafından bu problemin üstünün örtülmesi, parlamentodaki Finans Komitesinin verilerine göre yaklaşık 48 trilyon dinar mali açık sebebiyle 2020 yılının bütçesini açıklamamaya neden oldu. Bu durum halkın öfkesine ve kızgınlığına neden olurken ülkenin yolsuzluk afetinden kurtulacağı ümidi de ufuklarda görünmemektedir.
HEYET Net
![]()